Ermenistan’a açılan kapı: Iğdır helva yemek istiyor

Ermenistan arasındaki kara sınırının açılması, Iğdır’da artık yalnızca diplomatik normalleşmenin yeni bir adımı olarak değil, Türkiye, Ermenistan, İran ve Azerbaycan’ın Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti’nin kesişme noktasında bulunan bir ilin ekonomik kaderini değiştirebilecek gelişme olarak görülüyor. Alican-Margara Sınır Kapısı’nın ilk aşamada üçüncü ülke vatandaşlarına, belki sonbaharda, hatta eylül ayında açılabileceği beklentisi güçlenirken, yerel iş dünyası teknik hazırlıkların büyük ölçüde tamamlandığını söylüyor. Geriye siyasi karar kalıyor. Iğdır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Kamil Aslan’ın deyimiyle, helva yapmak için bütün malzemeler hazır. Iğdır artık o helvadan yemek istiyor.

Ağu 10, 2026 - 11:50
0 0
Ermenistan’a açılan kapı: Iğdır helva yemek istiyor

ANKA Ekibi Otuz yılı aşkın süredir Ermenistan sınırının kapalı olması, Iğdır’daki hayatın belirleyici gerçeklerinden biri oldu. Sınır coğrafi olarak hep yakındı; ovadan, köylerden, yollardan karşı taraf görülebiliyordu.

Ama ticaret, turizm ve insanların gündelik geçişleri bakımından, birkaç kilometrelik mesafe adeta yüzlerce kilometreye dönüşüyordu. Şimdi bu durum değişebilir.

Türkiye ile Ermenistan arasında son yıllarda ilerleyen normalleşme süreci, doğrudan uçuşların yeniden başlamasını, teknik temasları, ticareti kolaylaştıran bazı düzenlemeleri ve kara sınırının üçüncü ülke vatandaşları ile diplomatik pasaport sahiplerine açılması konusunda varılan mutabakatı beraberinde getirdi.

Iğdır’da tartışma da artık yalnızca “Kapı açılmalı mı?” sorusu etrafında dönmüyor. 

Daha çok “Ne zaman açılacak ve açıldığında biz ne yapacağız?” soruları konuşuluyor. Yereldeki beklenti sonbahara yoğunlaşmış durumda. Eylül ayı, Alican’ın karşısındaki Margara geçişiyle birlikte ilk sınırlı açılış için sıkça telaffuz ediliyor.

Ancak Ankara ya da Erivan tarafından ilan edilmiş kesin bir açılış tarihi henüz yok. 

Nihai takvim, iki başkent arasındaki siyasi ve diplomatik kararların yanı sıra Ermenistan-Azerbaycan normalleşmesinin seyrine de bağlı. Buna rağmen Iğdır’da havanın belirgin biçimde değiştiği görülüyor:

 Kuşkunun yerini hazırlık almaya başladı. Karar dışında her şey hazır Iğdır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Kamil Aslan, sınırın açılmasının ilin ekonomik karakterini değiştirebileceği görüşünde.

 Ona göre fiziki altyapı büyük ölçüde hazır ve hükümetlerin gerekli siyasi kararı vermesi halinde kapı, en azından ilk aşamada üçüncü ülke vatandaşlarının geçişine teknik olarak başlayabilecek durumda.

 “Kapının açılması aslında siyasi bir mesele” diyen Aslan, “İki taraf da mutabık. Ülkeler arasında bizim bilmediğimiz protokoller ve diplomatik kararlar var. Diplomatik adımlar tamamlandıktan sonra kapı zaten teknik olarak hizmet vermeye hazır” diye konuşuyor.

Aslan, yıllardır süren hazırlıklara rağmen geçişin başlayamamasını anlatırken Anadolu’ya özgü bir benzetmeye başvuruyor.

 Helva yapmak için gereken her şeyin hazır olduğunu, ancak bir türlü helvanın yapılamadığını söylüyor. Bu benzetme, Iğdır’daki havayı aslında çok iyi özetliyor.

Yollar hazırlanıyor, sınır tesisleri elden geçiriliyor, iki tarafın iş çevreleri bir araya gelmeye başladı, yerel şirketler doğrudan Ermenistan bağlantısının yaratabileceği fırsatları hesaplıyor. 

Eksik olan artık altyapı değil, siyasi takvim. Bir sınır kapısından daha fazlası Alican’ın Iğdır açısından önemi, Türkiye ile Ermenistan arasında kaç kamyon mal geçeceğinin çok ötesinde.

 Aslan, kapının açılması halinde turizmden taşımacılığa, otelcilikten lokantacılığa, perakendeden tarıma ve gayrimenkule kadar şehrin hemen bütün ekonomik damarlarının bundan etkilenmesini bekliyor.

 “Kapının açılması yalnız ticaret açısından değil, kültürel, sosyal ve ekonomik bakımdan da çok büyük fayda sağlayacak” diyen Aslan’a göre, normalleşmeye ilişkin olumlu haberler bile şimdiden Iğdır’daki arazi ve gayrimenkul piyasasında hareketlilik yaratmış durumda.

 Iğdır’ın önünde, bir sınır kapısının şehri nasıl değiştirebileceğine ilişkin kendi geçmişinden gelen somut bir örnek de var:

Nahçıvan. Kentte gerek iş dünyası gerekse medya temsilcileri, Nahçıvan bağlantısının açılmasını küçük bir sınır yerleşiminden daha büyük bir ticaret merkezine dönüşümün önemli eşiklerinden biri olarak hatırlıyor.

Aslan, Nahçıvan kapısının açıldığı dönemde Iğdır’ın yaklaşık 26 bin nüfuslu küçük bir yerleşim olduğunu anımsatıyor. Bugün kent merkezinin nüfusu 110 binin üzerinde, il genelinin nüfusu ise 200 bini aşmış durumda.

Elbette bu büyümeyi tek başına bir sınır kapısına bağlamak mümkün değil. Ancak yerel aktörler, sınır ticareti, ulaşım ve insan hareketliliğinin şehrin ekonomik coğrafyasını değiştirmesinde önemli rol oynadığı görüşünde.

 Türkiye’nin sonundan kavşak şehre Iğdır Gazeteciler Cemiyeti Başkanı İsmail Aras’ın hatırladığı Iğdır ise bundan da daha yalıtılmış bir yer. Onun anlatımıyla, yıllar önce kent adeta Türkiye’nin bittiği nokta olarak görülüyordu; yolun devamı yok gibiydi.

“Aralık’ı geçtikten sonra ‘Artık daha öteye gidemezsin’ denirdi” diyen Aras,

 “Bugün Iğdır Kafkaslara açılan bir kapı haline geldi” değerlendirmesinde bulunuyor. Aras’a göre Ermenistan kapısının açılması, özellikle Nahçıvan, Azerbaycan ve Orta Asya yönündeki yeni ulaşım bağlantılarıyla birlikte ilerlerse, Iğdır’da ikinci büyük dönüşümü başlatabilir. Ona göre ekonomik gerçeklik, onlarca yıl boyunca sınır tartışmalarına hakim olan siyasi söylemlerin giderek önüne geçiyor.

Aras’ın yaklaşımı oldukça yalın: Savaş ne refah ne de güvenlik üretiyor; barış ise insanların çalışmasına, seyahat etmesine ve ticaret yapmasına imkan veriyor. “Savaş hiçbir zaman insanlara mutluluk getirmez” diyor.

 “Barış insanlara huzur getirir, refah getirir, zenginlik getirir.” Bu sözlerin Iğdır’da söylenmesi ayrıca önemli. Çünkü Karabağ savaşları bu kent açısından hiçbir zaman uzak bir dış politika meselesi olmadı.

Iğdır’ın Azerbaycan’la güçlü kültürel, toplumsal ve duygusal bağları var. Türkiye’nin 1993’te Ermenistan sınırını kapatma kararı da Birinci Karabağ Savaşı ve Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarını işgaliyle doğrudan bağlantılıydı. Azerbaycan faktörü değişti Aslan da geçmişte sınırın açılmasına karşı olduğunu gizlemiyor.

Azerbaycan toprakları işgal altında bulunduğu sürece kapının açılmasını doğru bulmadığını ve bunu yıllarca açıkça dile getirdiğini söylüyor.

“Azerbaycan’ın beşte bir toprağı işgal altındayken kapının açılmasına müspet bakmadım. Bunu birçok kez söyledim” diyen Aslan, bugünkü şartların farklı olduğunu belirtiyor.

 “Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki ihtilafın bitmesinden sonra kapının açılmasını biz de benimsedik.”

Ardından kendi yaklaşımını tek cümleyle özetliyor: “Ticaretin milliyeti olmaz.” 

Bu değişim önemli, çünkü sınır illerindeki siyasi psikolojide daha geniş bir dönüşümü de yansıtıyor. Alican’ın açılması artık mutlaka Azerbaycan’ın aleyhine Ermenistan’a verilmiş bir taviz olarak görülmüyor.

Tersine, Türkiye, Ermenistan ve Azerbaycan’ın aynı anda yarar sağlayabileceği daha geniş bir bölgesel normalleşmenin parçası olarak değerlendiriliyor.

 Bununla birlikte sürecin nihai hızı hâlâ Bakü ile Erivan arasındaki gelişmelere yakından bağlı. Türkiye, Ermenistan politikasını uzun süredir Azerbaycan’la koordinasyon içinde yürütüyor.

 Ana kara Azerbaycan ile Nahçıvan arasındaki ulaştırma bağlantıları dahil olmak üzere bölgesel ulaşım düzenlemelerinin geleceği de daha geniş stratejik denklemin önemli parçalarından biri olmayı sürdürüyor.

 Erivan’da da kapının açılması isteniyor Daha önce Ermenistan’a giden Aras’a göre kapının açılmasını isteyen yalnızca Türkiye tarafı değil.

Bir Erivan ziyaretinde karşılaştığı bir Ermeni vatandaşın kendisine doğrudan, “Bu kapıyı niye açmıyorsunuz? Biz açız. Kapıyı açın” dediğini anlatıyor.

Aras’a göre bu tür karşılaşmalar, onlarca yıllık tarihsel ve siyasi tartışmaların gölgesinde kalan basit bir ekonomik gerçeği ortaya koyuyor. Sınırın iki tarafında yaşayan insanların günlük hayatla ilgili beklentileri, jeopolitiğin büyük kavramlarından çok farklı. Barış ihtimali güçlendikçe bu gündelik çıkarlar da daha görünür hale geliyor.

 Aras, bölgenin geçmişten gelen insani bağlarına da dikkat çekiyor. Iğdır’daki yaşlı kuşakların önemli bir bölümü Erivan’dan ve çevredeki köylerden söz ederek büyüdü. Çünkü modern sınırlar sertleşmeden önce aileler bu coğrafyada yaşadı, ticaret yaptı ve iki taraf arasında gidip geldi.

“Babalarımız, dedelerimiz Erivan’a gittiklerini, o köylerde yaşadıklarını anlatırlardı” diyen Aras, “Bu bölgedeki insanların önemli bir kısmı karşı taraftan gelmiş.

Niye beraber yaşamayalım?” diye soruyor.

Elbette onlarca yıllık güvensizliğin bir gecede ortadan kalkacağını düşünmüyor. Kapı açıldığında iki tarafın insanlarının başlangıçta temkinli davranacağını, ancak ciddi bir güvenlik sorunu beklemediğini söylüyor.

Ona göre zamanla ekonomik çıkarlar, siyasi söylemlerden daha ağır basacak. Otobüsçü, tırcı ve tüccar bekliyor Aras, Iğdır’daki havayı sıradan insanların beklentileri üzerinden anlatıyor.

Otobüs işletmecileri yeni güzergahları düşünüyor, tırcılar daha kısa yolların hesabını yapıyor, tüccarlar şimdiye kadar ancak dolaylı yollarla ulaşabildikleri pazarları doğrudan hedeflemeye hazırlanıyor.

“İnsanların kafasında şu var: Kapı açılsın, gideyim orada ticaret yapayım, para kazanayım” diyor Aras. “Otobüsçü, ‘Benim otobüsüm akşam Iğdır’dan çıksın, sabah Bakü’de olsun’ diyor. Tırcı, ‘Ben de kazanayım’ diyor. Herkes bekliyor.”

Dolayısıyla sınırın ekonomik anlamı yalnızca Ermenistan pazarıyla sınırlı değil. Asıl cazibe, Iğdır’ın birkaç farklı pazarı birbirine bağlayan bir ağ içindeki konumu. Ermenistan’a işler durumda bir kapının eklenmesi, zaten İran ve Nahçıvan’la bağlantısı bulunan ilin önüne yeni bir yön açacak.

 Buna paralel olarak Azerbaycan ve Orta Asya bağlantısını güçlendirecek yeni demiryolu altyapısı da geliştiriliyor. Burada iki hattı birbirine karıştırmamak gerekiyor. Alican-Margara, Türkiye ile Ermenistan arasındaki doğrudan sınır kapısı. Kars-Iğdır-Aralık-Dilucu demiryolu ise Türkiye’yi Iğdır üzerinden Nahçıvan’a ve oradan Azerbaycan yönüne bağlamayı amaçlıyor.

Bunlar iki ayrı proje, ancak birlikte ele alındığında Iğdır’ı yalnızca bir sınır ili olmaktan çıkarıp bölgesel ulaşım kavşağına dönüştürme potansiyeline sahipler.

Kapı açılmadan hazırlık başladı Iğdır yalnızca beklemiyor. Ticaret ve Sanayi Odası, şehri artacak uluslararası hareketliliğe hazırlamak için şimdiden çeşitli çalışmalar yürütüyor.

Aslan, Iğdır Üniversitesi işbirliğiyle yaklaşık 160 kişiye Rusça eğitimi verildiğini söylüyor. Daha önce yerel işletmeler için Farsça, İngilizce ve Rusça materyaller hazırlanmış.

 Turizm şirketleri, oteller ve seyahat acentelerinin temsilcilerine iletişim, müşteri ilişkileri ve hatta öfke kontrolüne kadar uzanan eğitimler verilmiş. Ermeni iş çevreleriyle temaslar da artık teorik düzeyde değil.

İki taraftan iş insanları Kars ve Iğdır’daki toplantılarda bir araya geldi.

 Iğdır Ticaret ve Sanayi Odası yaklaşık 15-20 kişilik bir Ermeni iş insanları heyetini kentte ağırladı.

Iğdırlı iş insanları da Ermenistan’a ziyaretlerde bulundu ve yeni buluşmalar için hazırlıklar sürüyor. Oda açısından bunlar, aslında zaten var olan ancak coğrafyanın doğal akışına aykırı biçimde dolambaçlı yollardan yürütülen bir ticarete hazırlık anlamına geliyor.

Türkiye ile Ermenistan arasındaki ticaret, kara sınırı kapatıldığında bütünüyle ortadan kalkmadı.

Büyük ölçüde Gürcistan veya İran üzerinden dolaşmaya başladı ve bu da coğrafyanın gerektirdiğinden daha uzun, daha pahalı ve daha zahmetli güzergahlar yarattı.

Alican’ın açılması, dolayısıyla sıfırdan bir ekonomik ilişki yaratmayacak. Yıllardır dolaylı biçimde devam eden ticaretin yolunu kısaltacak ve doğrudan hale getirecek.

Tarım yeni pazar arıyor Iğdır’ın sınırdan beklentilerinden biri de daha temel bir ekonomik soruna çözüm bulmak: Sahip olduğu tarımsal kapasiteyi daha yüksek katma değere dönüştürebilmek. Aslan’a göre ilde yaklaşık 115 bin hektar sulanabilir tarım arazisi bulunuyor. Mısır, yem bitkileri, sebze ve meyvenin yanı sıra süt hayvancılığı da önemli bir ekonomik faaliyet haline gelmiş durumda.

İlde geçmişte şeker pancarı ve pamuk üretimi çok daha yüksek düzeylerdeydi. Ancak kotalar, fiyat politikaları ve değişen ekonomik koşullar bu ürünlerin üretimini ciddi ölçüde geriletti.

 Iğdır mısırdan soyaya, ayçiçeğinden farklı alternatif ürünlere kadar çeşitli arayışlara girdi ama devletin garantili alım yaptığı şeker pancarının yerini tutacak, aynı ölçüde yüksek katma değer sağlayan kalıcı bir ürün bulunamadı.

Bu nedenle yakındaki yeni bir ihracat pazarı özellikle yaş sebze ve meyve açısından önemli olabilir.

Ermenistan pazarı tek başına Iğdır tarımının bütün yapısal sorunlarını çözecek büyüklükte değil.

Ancak daha kolay pazar erişimi, tarımsal üretimin, gıda işlemenin, depolamanın, paketlemenin ve lojistiğin ekonomik hesabını değiştirebilir.

Benzer durum tekstil ve Organize Sanayi Bölgesi için de geçerli. Iğdır son yıllarda istihdam yaratmak amacıyla Tekstilkent gibi yatırımlara yöneldi. Aslan, sınırda bulunmanın sağladığı yeni fırsatların kalıcı yatırımlara dönüşebilmesi için Iğdır’ın daha güçlü ve daha özel teşviklerle desteklenmesi gerektiğini savunuyor.

Transit şehir değil, kavşak olmak Iğdır’ın esas hedefi yalnızca üzerinden tırların geçtiği bir kent haline gelmek değil. Böyle bir gelişme elbette trafiği ve hizmet sektöründeki bazı gelirleri artırabilir, ancak tek başına yerel ekonomiyi dönüştürmeye yetmeyebilir.

Asıl kazanç, Iğdır’ın malların depolandığı, işlendiği, paketlendiği ve yeniden dağıtıldığı bir üretim ve lojistik merkezi haline gelmesiyle mümkün olacak.

Bunun için depolar, gümrüklü alanlar, antrepolar, lojistik tesisleri, sanayi yatırımları, nakliye şirketleri ve daha gelişmiş bir hizmet altyapısı gerekiyor. Kars-Iğdır-Aralık-Dilucu demiryolu projesi de bu hesabın merkezinde yer alıyor.

224 kilometrelik, çift hatlı, elektrikli ve sinyalli hat, Türkiye’nin Iğdır üzerinden Nahçıvan ve Azerbaycan yönündeki demiryolu bağlantısını güçlendirmeyi ve kenti doğu-batı ulaşım ağlarına daha güçlü biçimde eklemeyi hedefliyor.

Bu altyapı Ermenistan sınırının açılmasıyla aynı dönemde gelişirse Iğdır çok özel bir konuma yerleşebilir.

Doğusunda Ermenistan, devamında Nahçıvan üzerinden Azerbaycan ve Hazar’ın ötesindeki Orta Asya güzergahları, güneyinde İran, batısında ise Türkiye üzerinden Avrupa pazarları bulunacak. Yıllarca Iğdır’ı çevre illere ve büyük pazarlara uzaklaştıran coğrafya, farklı bir bölgesel siyasi düzende tam tersine onu merkeze taşıyabilir.

Kapının anahtarı hâlâ siyasette Bütün bu potansiyel, son kararın hâlâ siyasi olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

 Alican ve Margara’daki teknik hazırlıklar sınırın açılmasını mümkün kılabilir, ancak altyapı devletler arasındaki siyasi anlaşmaların yerini tutamaz. Ankara’nın Ermenistan politikası Bakü ile stratejik ilişkilerinden bağımsız değil. Aynı şekilde Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki normalleşmenin de tamamlanmayı bekleyen unsurları bulunuyor.

Sınırların belirlenmesinden ulaştırma düzenlemelerine, daha kapsamlı siyasi anlaşmaların uygulanmasından güven artırıcı adımlara kadar birçok unsur Türkiye-Ermenistan sürecinin hızını etkileyebilir.

Bu nedenle Iğdır’da sıkça dile getirilen eylül beklentisini kesinleşmiş bir takvim olarak değil, güçlü bir yerel beklenti olarak görmek gerekiyor.

Siyasi ortam yıllardır olmadığı kadar elverişli olabilir, ancak henüz beklentiyi kesinliğe dönüştüren resmi bir açılış tarihi bulunmuyor. Yine de yalnızca ihtimalin güçlenmesi bile Iğdır’daki tartışmayı değiştirmiş durumda. İş dünyası artık izolasyonu değil yatırımı konuşuyor.

Taşımacılar yeni güzergahları hesaplıyor. Yerel kurumlar sınırın neden kapalı olduğunu tartışmak yerine insanlara yabancı dil eğitimi vermeye başladı. Sembolizmden ekonomik gerçeğe Alican’ın ilk aşamada üçüncü ülke vatandaşlarına açılması kuşkusuz güçlü bir sembolik anlam taşıyacak.

Otuz yılı aşkın süredir Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin sorunlu geçmişini temsil eden bir sınırdan, uzun bir aradan sonra yeniden düzenli sivil geçiş başlamış olacak. Ancak asıl önem bundan sonra ne olacağıyla ortaya çıkacak.

Sınırlı geçiş zaman içinde Türkiye ve Ermenistan vatandaşlarını, ticari araçları ve doğrudan ticareti kapsayacak şekilde genişlerse, ekonomik etkiler sembolik düzeyden hızla gündelik hayata taşınabilir. Oteller müşteri ağırlayacak, tırlar yakıt ve bakım hizmeti alacak, lokantalar yeni müşteriler kazanacak, tarım üreticileri yeni pazarlara ulaşacak, lojistik şirketleri de Iğdır’ın bölgesel üs olarak anlamlı olup olmadığını hesaplamaya başlayacak.

Bunlar büyük jeopolitik projeler değil, son derece sıradan ekonomik faaliyetler. Ancak tam da bu sıradanlıkları nedeniyle, diplomasinin tek başına yaratamayacağı kalıcı bir normalleşme zemini oluşturabilirler.

İnsanların kullandığı bir sınır, siyasetçilerin yalnızca hakkında konuştuğu bir sınırdan farklıdır.

 Bu nedenle Iğdır’daki beklenti tek bir gümrük kapısının açılmasından daha büyük. Türkiye-Ermenistan normalleşmesi, Ermenistan-Azerbaycan barışı, Nahçıvan bağlantıları ve yeni demiryolu altyapısı aynı dönemde ilerleyebilirse, yıllarca kendisini yolun sonunda gören bir kent birdenbire birkaç önemli güzergahın kesişme noktasında bulabilir.

 Aslan’ın benzetmesiyle malzemeler masada, ocak hazır, tencere hazır. Iğdır artık helvanın nasıl yapılacağını sormuyor. Helvadan yemek istiyor.

Tepkiniz Nedir?

Beğen Beğen 0
Beğenme Beğenme 0
Aşk Aşk 0
Eğlenceli Eğlenceli 0
Vay Vay 0
Üzgün Üzgün 0
Sinirli Sinirli 0

Yorumlar (0)

User